21 Ekim 2008 Salı

"vicdan o baskalarinin goremedigini goren, yuregindeki bir cift goz."


Bu yazıyı 12 Ekim'de yazmıştım ve Nurgül Yeşilçay nihayetinde Altın Portakal'ı alınca, eleştirmenler ile yurdumun normal izleyicisi ben arasında nasıl bir fark olduğunu anladım. Yani en değerli oyuncu her zaman kazanan takımın oyuncusudur ya, sinema de bu farklı kanımca... Güzel bir film olmasa da oyunculuğunuz varsa ödül alıyorsunuz... Hiç önem vermeyeceğini düşünsemde Nurgül Yeşilçay'a hayırlı olsun.



Uzun süredir uzak kaldığım sinema dünyasına geri döndüğümde ilk tercihim nedendir bilinmez Vicdan oldu.

Film hakkında birşey bilmeksizin girdim salona ve her sanat filmine karşı duyduğum manasızlık ile çıktım sinemadan.

Nasıl desem oyunculuk olarak kesinlikle kötü olmayan performanslara karşın, anlatımı azıcık eksik veya benim anlamayacağım kadar derin olduğundan filme sanırsam olmamış diyoruz. Filmin bazı noktalarının varlığını anlayamazken, bazı konularda neden açıklamamış ki acaba diyorsunuz. Film azıcık -10 dakika mesela – uzun olsa bazı noktalar daha güsel açıklanırdı bence.

Asıl vahim olan ben filmdeki vicdan vurgusuna bile pek nail olamadım desem, filmin bende oluşturduğu hissiyatı daha iyi tanımlıyabilirim.

Eğer Nurgül Yeşilçay da bu film ile ödül falan alırsa gerçekten ağzım açık kalacak. Kesinlikle çok iyi oyuncu, kesinlikle her rolün insanı ama bu filmle oy alırsa bu jüri alemine de notumu vermiş olurum.

Filmin kısa kısa manasızlıkları;

Yan roldeki komşu kızına sarkan şöforun konumuz ile alakası?

Murathan’ın vücudundaki kasları cümle alem ile paylaşması,

Nurgül ve Tülin’in iki genç kızdaki gibi isyankar hallerde tellere vurarak bolca küfretmesi,

Film boyunca herkesin esrar ve sigara içmesi…

Siz yinede ben Türk filmlerine destek veririm derseniz bence gidin, kesinlikle kötü değil ve belki de anlayabilmek sadece kültürel altyapı gerektiriyor.

Ps. Filmi izlemek için City’s’in yeni sinemasını tercih ederek de, gözlem yapma şansı buldum ki, boğaz manzarası, bar falan güsel ama koltuk konfor konsepti birde daha yeni olmanın getirdiği aralarda yayınlanmayan reklam&fragman falan filanlar bence çok da süpersonik deği ki, city’s neydi ki sineması ne olsun diyorsunuz tabii.

Başka bir yazımızda City’s ve Astoria AVM’lerinin ölü toprağı serilmiş hallerini kaleme almak üzere bu sanat yazımıza da son verir, sinema dolu günler dileriz.


Ustat'da yayınlanma tarihi: 12 Ekim 2008

Hiç yorum yok: