20 Kasım 2009 Cuma

"Vaatlerle zehirlendim,mestettim kendimi bazen"


Hayatta en iyi anlaştığım insan bir yay burcu.

Bu yay burcuna sahip uzun ve güzel insan ile tanışıklığımız başladığında; Aslan burcunun en iyi anlaştığı burçların Koç ve Yay olduğunu daha bilmiyordum. Öğrenince dedim, bu çocuklar bir şeyi biliyor da söylüyorlar, öyle kafadan atmıyorlar:)

Nasıl bir isim ile tanıdığınız kişi ile bağlantı kurarsınız, sonra bütün Ayşe’ler size tanıdığınız Ayşe’yi anımsatır, benim için de Yay burçları öyledir; eski bir tanıdık dışında yay insanlarını hepsini kafadan süper bulurum. Değerli yay burcu ev (-hayat) arkidişimin doğum günün Kasım’da olmasından ötürü de Kasım ayında doğanların çoğu Yay burcu sanarım (dım). Yanılıyormuşum bu sene idrak ettim.

İşin kötüsü benim için burç aleminde uzak durulası ibareli akreplerin ayı imiş bu Kasım ayı ondan daha da üzüldüm. Sinsi insan sevmem. Hırsından gözü kör olan insan sevmem. En önemlisi yakın çevremde akrep burcu insanı yoktur, bu yüzden de akreplere karşı hep önyargılıyımdır.

Onun için Cuma günü dileklerim;

Kasım ayının artık Yay burcu insanları ile anılması;

Cuma günlerinin 48 saate çıkartılması ( gerekirse Salı gününü bunun için feda edebiliriz);

Gözlerimin bir şekilde açık kalabilmesi;

Koca kafama uygun, çok kullanışlı bir bereyle rastlaşmak;

Ziyan’ı bu hafta sonu itibariyle nihayete erdirebilmek;

Bolca kitap alışverişi yapmak;

Bayramlık niyetine gri bir çizme bulabilmek;

Değerli arkidişimin yepyeni yaşında sağlık, mutluluk ve az biraz şuur sahibi olması;

Zerrin Özer’in “bana hep bana” şarkısının da şahsıma uyarlanması, bir yandan dinlenip bir yandan da yapılacaklar listemi, yapılanlar listesine çevirebilmek.

ps. Başlık şarkısı Negatif- ESP

ps.2. Resmimiz ise bir tık uzakta.

19 Kasım 2009 Perşembe

"gel bir daha acıt canımı istediğin kadar"


Vicdanımı aldım aynanın karşısına;

Eziklikten kurtulma mücadelem çerçevesinde yavaş yavaş kötü ve uyuz bir insan olmaya başladım ki, yaptıklarımın kötü bir şey olmadığını düşündüğüm vakitte sanırım ezikliğimi tamamen terk etmiş olacağın. Hatta ve hatta böyle bazı mekanlarda hayretle ve utançla izlediğim agresif insanlara bile dönüşebilirim, kendimde o potansiyeli görüyorum.

Çünkü gün geçtikçe “iyilikten maraz doğduğunu” daha net idrak ediyorum ve gün geçtikçe yaşlandığımdan olsa gerek işini layıkıyla yapmayan herkese gıcık oluyorum.

Aslında taksici milletini şikayet edeceğim bir mecra olsa diğer insanlarla vakit bile kaybetmem ama şimdilik orası koskoca kör bir vaha olduğundan, ayaklı şikayet kutusu gibi insanlara dır dır yapıyorum.

Bu kötü bir şey mi ? Sanırım evet.

Peki bundan rahatsızlık duyuyor muyum? So so

Ama yani, etrafta işini layıkıyla yapmayan sayısız insan yüzünden kendi asabiyetimin bozulmasına da bir son vermem gerek. Parasıyla aldığım hizmette kendimi enayi gibi hissetmeye ve mağdur olmaya ise artık tahammülüm yok. (iki dakika manavın önünde bekleyebilir misiniz soruma “ yalnız benim servis saatim geldi” cevabı veren hain taksici sana ultra gıcık oluyorum) Tabi bununla beraber ucu bana dokunmayan ama şirket çıkarı !!! (neyse o) için de faydalı olduğunu düşündüğüm bazı yorumlarım da oluyor tabi, ki bunu da acemiliğime veya içimdeki mahalle muhtarı kılıklı ruha veriyorum. Onları da yavaş yavaş törpülerim inşallah, törpülemezsem de banka sıralarında her şeyi koordine etmeye çalışan, millete fikir vermeye çalışan emekli teyze olur çıkarım herhalde.
Kabul etmek istemesem de bu bir dönüşüm, adı da bence yaşlılık dönüşümü. Hani uysuz ihtiyarlar vardır ya, gençken nasıl biridir tasavvur edemezsiniz, işte ben de tam öyle biri olacağım. Bu alanda da iddialıyım. Asgari düzeyde iyilik ile bundan sonra hayatımı idame ettirebilirim sanıyorum.

Geçirdiğim değişimi tarihi not edip sonra bana hatırlatsın diye de bu yazıyı yazıyorum. Zaten kadere kendimi haklı çıkartmak gibi bir ihtiyacım olmasa neden bu kadar çok konuşayım ama değil mi?


edited by kusburnu.

ps. Başlık şarkısı Sertab Erener- Acıt Canımı

"yemesi zor ama ben işimi bilirim"

Bu şaka gibi hadiseye, Ayça'dan şaka gibi bir yazı gelmiş. gerçi arada derin satır altı mesajları da var (anlayana tabi). Zaten Rasim Kütahyalı okumazdım, sadece TV'de denk gelirdim kendisine, bu resimler ve röportajdan sonra kimse kendisine o şansı da vermesin, çıkamasın TV'lere diye umut ediyor, Helin Avşar'ın muhtemeşem kariyerini izlemeye koyuluyorum. Tabi bir de konuya ilişkin AYşe Özyılmazel'in bir yazısını okudum ona da ayrı bir yorum bilahere yapmazsam çatlarım.

Helin Avşar Kaan Sezyum'la da görüşsün- AYÇA ŞEN

Kıyamet alametlerini artık sizlere söylemekten elimde tüy bitti değerli kurt adam ve kadın okur.

Helin Avşar röportajını bilmem söylememe gerek var mı. O gazetenin istediği kendinden bahsettirme durumunun gazına gelmek ne derece doğrudur, bahsetmemek ne derece, bunu oturup bir düşünmeli derim.

Helin Avşar’ın Taraf gazetesi agresif yazarı Rasim Kütahyalı ile yaptığı röportajdan sonra ilk tepkimiz “Ne bu randevuevi gazeteciliği” demek oldu.

Ama bu ahlakçılığı yaparken bir yanım da içimden yaşlandığımı, tutucu tutumlar sergilemeye başladığımın sinyallerini veriyordu.


Derken, aslında Helin Avşar ve yanındaki Rasim Ozan Kütahyalı’nın ucuz fotoğraflarla ucuz pozlar vermesinin içimizdeki ucuzlukları aslında dışarı vurduğu, eğer bu görüntüler bize kadar geldiyse, delilik aleminde, içimizdeki ucuzluğu bize yansıttığı için bu kadar agresifleştiğimiz gibi bir utanç yaşar gibi oldum ama neyse ki egom hemen devreye girdi ve “Olur mu len, sen aslan gibisin, bu toplara asla girmezsin, ucuz pornoculuklarla işin olmaz” filan diye ucuz kıyaslamalar yaptı, ki yargılama zaten direktman kıyasla ilgili bir şey olmalı, di mi. Ama içimdeki ‘o’ ses de duyulması kaçınılmaz bir yükseklikte “Kaçamazsın, bütün o kaçtığın yollara çığ düştü” diyordu.Sonra Helin Avşar’ın bu tek boyutlu duran ‘şekil’ hayatında karşımıza çıkan, içimizdekilerin şekil haline kızdığımız, dolayısıyla aslında şekilden bir arpa boyu uzaklaşamadığımızı kuşe kağıda tamamı renkli röportajı bendenize uzun zamandır ucuz pornografiyi zaten yaptığım, çirkin kıskançlıklarla, insan gibi korkmadan, gard almadan, maskelere bürünmeden hissettiklerini yaşayamamakla zaten Helin Avşar’ın bir küçük kardeşi gibi olduğumu söylüyordu. Ya da Rasim Bilmem kimin.

Utanmak bir şeyi halletmek için yeterli olmuyor. Özür dilemek bir derece. Özür dilerken aslında kendini savunuyor olmak daha da beteri.

Alt yazıların “Aslında yaptığımdan pişman değilim, bakma, anlatıyorum ama dert bende, derman da bende. Öyleyse sen ne arıyorsun bu yerde” gibi son derece aşağılık hareketler ahlaksızlığın taa dibi.

Gurur denen ahlaksızlık, gurursuzluktan çok daha sefil.

Basın alemi yeni bir döneme girmiş besbelli. Bu dönemeçten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ayşe Arman fotoğrafları başörtülü gibi mutaassıp kalırken Helin Avşar’ın seçkinciliğe şuursuzca karşı çıkması, bunu bilerek veya bilmeyere kelebeklerin kanat vuruşlarındaki gibi bir fırtınayla içlerimize kadar girecek, artık fantezilerimiz eskisi gibi olmayacak, Amerikan sapığı filmleri eskisinden daha bi sapıklaşacak, vs.

Ama bir şey diyeyim mi, bence çok daha iyi oldu bu durum; sanki bir çıtanın üstündeymiş gibi duran bir artislikle her tür pisliğin ve güç nasılsa o duruşun bulaştığı ve buna rağmen saygın rolekslerinin kollarında saygınlıklarını artırmaya devam ettiği sağyın basınımızda, herkesin okuma yazma bildiği, bir de herkesin ziyadesiyle fikir sahibi olduğunu düşünürsek, basın aleminin böylesi görüntülerle barsaklarını ortaya çıkarması foseptik biliminde çığır açacak, inşaatların altyapıları çok daha sağlam, metropoller çok daha konforlu olacak, herkes istediğini yapacak, mahalle baskısı bu şekilde hafifletilecektir. Buna mukabil erotik değerlerimiz biraz yamsulacak ama isteyen kendi üretkenliğini ve yaratıcılığını ortaya koyacaktır.Sayın Kaan Sezyum size sesleniyorum: Konuya hâkim olduğunuza güveniyor, fotoğraflara kendinizi monte etmenizi salık veriyoruz. Mersi.

ps. Başlıktaki Özgün şarkısının da Helin Avşar tarafından söylendiğini varsaymanızı rica ediyorum.

18 Kasım 2009 Çarşamba

"bugün dünden uzak kalma telaşında"


"Umut dediğin, Olimpiyat meşalesi değil ki! Elbet sönerç Korma, sönmez, dense de kül olur, gider."

Satırlar hala bitiremediğim için bir yandan üzüldüğüm, bir yandan da böylesine güzel bir şeyi hemen tüketmedim diye sevindiğim şahane kitap Ziyan'dan.

Sanırım sonundaya kitabın tamamının buraya kopyalamak zorunda kalacağım ya da çevremdeki herkese bu kitabı okutacağım.

O kişi sen niye olmayasın değil mi okur?

ps.iki dünya resmimiz burada.

ps.2. Başlık şarkısı Özgün- İki Eli Boş Kaderim

"bir de üstüne sen yine mutlusun ya"


O kadar uğraştım, o kadar uğraştım ki.

Bir ara tüm template'i değiştirmeyi bile düşündüm, sınırdan döndüm.

Arada bilgisayar 100 milyon kere kitlendi, pes etmedim.

Ve sonuçta bloguma iki kuple değişiklik serpiştirmiş oldum.

Bu değişiklik fikriyatında yola çıkış noktam; eskisi gibi Burhan Doğançay'ın bir resmini template'e yerleştirmekti. (Son günlerde de tanımayan da kendisini tanımıştır muhtemelen)

Ama/fakat ve lakin bir türlü o resim formatla uyuşmadı. Hep bir eksik oldu, hep saçma sapan bir hal aldı. Ben de resmi büyütmeyi beceremediğimden yeni maceralara daldım çıktım daldım çıktım. Az çokkuşburnu bilir envai çeşit resim denedim. Daldan dala atladım, resimler buldum, resimler denedim. Olmadı da olmadı. En son çare fuhrerschein'a danıştım, bulduğumuz 746. resmi birazcık büyütmesini istedim ve en nihayetinde bu noktaya geldim.

Resmimizin kaynağı kısmi olarak burası, oradan sanatçıların kendi sitelerine atladığımdan ama hangi site olduğunu idrak edemeyecek kadar çok siteye aynı anda bakmaya çalıştığımdan ve az biraz acelem olduğundan şimdilik resmimizin asıl sahibine teşekkürümüzü sunamadığımız için utanç duyuyoruz.

İnsanlık için küçük benim için bu dev adımın herkeşlere hayırlı uğurlu olmasını diler, bu işleri az biraz öğrenmeyi kendime görev edinirim.

ps. Başlık şarkısı Direniyorum Yokluğuna